Örtülü Sermaye

Vergi sistemleri kanunların suistimalini önlemek için genel nitelikte düzenlemeler getirmek suretiyle mükelleflerin vergiden kaçınma yollarını kapatmaya çalışırlar. Bunun örneğini Vergi Usul Kanunun “Vergi Kanunlarının Uygulanması ve İspat” başlıklı maddesinde görürüz. Sözünü ettiğimiz madde genel mahiyette suistimali önlemeye yöneliktir. Genel düzenlemelerin uygulamada beklenen işlevi bazı durumlarda görmemesi üzerine özel mahiyette suistimali önlemeye yönelik düzenlemeler getirilmiştir. Bunlara vergi güvenlik önlemleri denmektedir. Bunlardan birisi ele alacağımız Örtülü Sermaye konusudur.

Ülkeler vergi sistemlerini oluştururlarken şirketlerin öz kaynak yoluyla finansmanını teşvik etmeye çalışırlar. Ortakların şirketlere yeteri miktarda sermaye koymalarının özendirilir. Tersine yüksek miktarda borç vermelerini istemezler. Bunun altında iki neden yatmaktadır. İlki, öz kaynak ile finanse edilen şirketlerin ekonomik şoklara karşı dayanıklı olmasıdır. Dayanıklı işletme yapıları sağlıklı bir ekonominin temininde önemli ve pozitif işlev görürler. İkincisi ise işletmelerin aldıkları borçlar için ödedikleri faizleri vergi matrahından indirilmesi nedeniyle vergi kaybına sebebiyet verirler. Bu kaybın önlenmesi istenir. Bu iki nedenden ötürü ortakların işletmelere borç vermeleri makul bulunmaz. Bunun için getirilen vergi güvenlik müessesesi örtülü sermayedir. Örtülü sermaye Kurumlar Vergisi Kanununun 12. maddesinde 7 fıkra halinde düzenlenmiştir. Şimdi maddeyi fıkralar halinde analiz edebiliriz.

Örtülü sermaye tanımı ilk fıkrada yapılmıştır. Kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları borçların, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılacaktır. Tanım bu şekildedir. Ortaklardan yapılan borçlanmaların hesap dönemimi içinde herhangi bir tarihte öz sermayenin üç katını aşması halinde örtülü sermayenin varlığı vuku bulmuş olacaktır. Bir kere aşıldıktan sonra azalmasının bir önemi yoktur. Bir kez aşıldığında örtülü sermayenin varlığı gerçekleşmiş olur.

Borçların üç katını geçip geçmediğine ilişkin karşılaştırma sırasında, ana faaliyet konusuna uygun olarak faaliyette bulunan ve ortak veya ortakla ilişkili kişi sayılan banka veya benzeri kredi kurumlarından yapılan borçlanmalar % 50 oranında dikkate alınır. Yani ilişkili kişi banka veya benzeri kredi kurumu ise bunlardan yapılan borçlanmalar üç katın hesabı yapılırken yarısı olarak dikkate alınacaktır. Bu anlamda ilişkili finansal şirketlerinden yapılan borçlanmalara avantaj sağlanmaktadır.

Dikkat edilirse örtülü sermaye, ilişkili kişilerden yapılan borçlanmalarda ortaya çıkan bir durumdur. Birbirinden bağımsız kişiler arasında yapılan borçlanmaların örtülü sermaye oluşumunda etkisi bulunmamaktadır. Bundan ötürü ortakla ilişkili kişi tanımının yapılması önem arz etmektedir.

Ortakla ilişkili kişi kavramı, ortağın doğrudan veya dolaylı olarak en az % 10 oranında ortağı olduğu veya en az bu oranda oy veya kâr payı hakkına sahip olduğu bir kurumu ya da doğrudan veya dolaylı olarak, ortağın veya ortakla ilişkili bu kurumun sermayesinin, oy veya kâr payı hakkına sahip hisselerinin en az % 10'unu elinde bulunduran bir gerçek kişi veya kurumu ifade etmektedir. Bu tanıma göre %10 oranını geçen çok geniş bir kitle ortakla ilişkili kişi sayılacaktır.

Ortakla ilişkili kişi tanımında özellikli bir husus vardır. Buna göre, kurumların İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında işlem gören hisselerinin edinilmesi durumunda, söz konusu hisse nedeniyle ortak veya ortakla ilişkili kişi sayılanlardan temin edilen borçlanmalarda en az % 10 ortaklık payı aranır.

Örtülü sermaye hesabında işletmenin dönem başındaki öz sermayesi esas alınacaktır. Dönem başı öz sermayenin ne anlama geldiği Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre belirlenecektir.

Örtülü sermaye hesabında buraya kadar çeşitli oranlar açıklanmıştır. Bu oranların tek tek ortaklar için mi, yoksa topluca mı dikkate alınacaktır? Bu sorunun cevabı şu şekildedir. Buna göre oranlar borç veren ortaklar ve ortakların ilişkide bulunduğu kişiler için topluca dikkate alınacaktır.

Finans kuruluşlarından yapılan borçlanmalar ile nakdi kredi özelliği taşımayan borçlanmaları örtülü sermaye hesabında dikkate alınmayacaktır. Dikkate alınmayacak kalemler tek tek sayılmıştır. Şimdi bunları yer verelim. (1) Kurumların, ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin sağladığı gayrinakdî teminatlar karşılığında üçüncü kişilerden yapılan borçlanmalar. (2) Kurumların; iştiraklerinin, ortaklarının veya ortaklarla ilişkili kişilerin, banka ve finans kurumlarından ya da sermaye piyasalarından temin ederek aynı şartlarla kısmen veya tamamen kullandırdığı borçlanmalar. (3) Bankacılık Kanununa göre faaliyette bulunan bankalar tarafından yapılan borçlanmalar. (4) Finansal Kiralama Kanunu kapsamında faaliyet gösteren finansal kiralama şirketleri, Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kapsamında faaliyet gösteren finansman ve faktoring şirketleri ile ipotek finansman kuruluşlarının bu faaliyetleriyle ilgili olarak ortak veya ortakla ilişkili kişi sayılan bankalardan yaptıkları borçlanmalar. Dört kalem halinde sayılan bu borçlanmalar örtülü sermayenin varlığında dikkate alınmayacaktır.

Ortak veya ortakla ilişkili kişilerden yapılan borçlanmalar örtülü sermaye sayılması halinde bunun vergisel müeyyidesi olacaktır. Müeyyide maddenin son fıkrası olan 7. fıkra ile aynı Kanunun 11/1-b maddesinde açıklanmıştır.

Maddenin 7. fıkrasındaki Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarının uygulanmasında, örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç, faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarlar, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılacaktır. Daha önce yapılan vergilendirme işlemleri tam mükellef kurumlar nezdinde yapılacak düzeltmede örtülü sermayeye ilişkin kur farklarını da kapsayacak şekilde, taraf olan mükellef nezdinde buna göre düzeltilecektir. Şu kadar ki bu düzeltmenin yapılması için örtülü sermaye kullanan kurum adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması şartı aranacaktır.

Kanunun 11/1-b maddesine göre ise örtülü sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan faiz, kur farkları ve benzeri giderler kanunen kabul edilmeyen gider olarak matraha dâhil edilecektir.

Müeyyideye ilişkin bu düzenlemeler basit olarak şu şekilde ifade edilebilir. Örtülü sermaye için hesaplanan faizler kurum kazancına dâhil edilir. Üzerinden kurumlar vergisi hesaplanarak cezalı tarhiyat yapılır. Ayrıca kazanca dâhil edilen tutar dağıtılmış kâr payı kabul edilerek vergi tevkifatına tabi tutulacaktır. Bu işlemler borç alan kurum nezdinde yapılacaktır. Şimdi borç veren ortak ve ortakla ilişkili tarafa bakalım. Eğer borç veren kendisine ödenen faizi beyan etmiş ve matrahına dahil etmiş ise bu durumda çifte vergilendirme meydana gelecektir. Çifte vergilendirme bir sorundur. Çözümü gerekecektir. Yani düzeltilmesi gerekecektir. Borç alan kurum için hesaplanan ilave kurumlar vergisi ve ilave tevkifatın ödenmesine müteakip, borç veren ortak ve ortakla ilişkili kişi nezdinde düzeltmeye gidilecektir.

Örtülü sermaye özel bir vergi güvenlik müessesedir. Mükelleflerin uyup uymadıkları vergi incelemelerine konu olmaktadır. Mükelleflerin bu konudaki düzenlemeleri titizlikle uymalarında fayda vardır.

Dr. Hüseyin Işık

19.04.2024

Uzman Hakkında

Dr. Öğretim Üyesi Hüseyin Işık
Vergi

1968 yılında İzmir Menemen’de doğan Hüseyin Işık, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümü’nü bitirdi. Colorado Üniversitesi’nde ekonomi dalında yüksek lisans derecesi aldı.

İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Mali Hukuk Ana Bilim Dalı’nda “Çok Uluslu Şirketlerde Örtülü Kazanç ve Örtülü Sermaye” konulu tez ile doktor unvanını elde etti. Bu tez 2005 yılında aynı başlıkla Maliye Bakanlığı Yayınları arasındaki yerini aldı. “Uluslararası Vergilendirme” başlıklı kitabı 2014 yılında yayımlandı. Yıldız Teknik Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi’nde Kamu Maliyesi, Para Teorisi ve Para Politikası dersleri, İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde Vergi Hukuku dersleri verdi.

Meslek yaşamına Maliye Müfettiş Yardımcısı olarak 1989 yılında Maliye Teftiş Kurulu’nda başlayan Işık, Maliye Müfettişliği, Maliye Başmüfettişliği, Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü Daire Başkanı ve Genel Müdür Yardımcılığı ile Türkiye OECD (Paris) Daimi Temsilciliği Maliye Müşavirliği görevlerinde bulundu. 2017 Temmuz ayından itibaren İzmir Ekonomi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tam zamanlı öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı.

Uluslararası vergi hukuku, uluslararası vergi sistemindeki değişimlerin Türk vergi sistemine etkileri ve Türkiye’nin uyumu ile dijital ekonominin vergilendirilmesi alanlarında çalışmalarını sürdürüyor.
Evli ve iki çocuk babası olan Işık; iyi derece İngilizce, orta derece Fransızca biliyor.

Tüm Uzmanlar
Uzmanın Diğer Makaleleri