Küresel Rekabette KOBİ’lerin Durumu ve KOBİ’lerde Kurumsallaşma

Günümüzde bir işletme açısından en popüler kelime rekabet sözcüğüdür. Hemen her sektörde yoğun bir rekabet ortamı vardır. İşletme ölçeği ve üretilen ürünün katma değeri küçüldükçe daha yoğun bir rekabetle karşılaşmaktadır.

İşletmeler faaliyetlerini her geçen gün daha verimli hale getirmek zorundadır. İşletmeler; her gün kendini geliştirmek, üretimini daha verimli yapmak, finansman yönetimini daha iyi yapmak, insan kaynaklarının eğitimini sürekli olarak geliştirmek zorundadır. Yani maliyetlerini daha aşağıya ve müşteri memnuniyetini daha yukarıya çekmek zorundadır. Bu nedenle işletmelerin yapacağı sürekli iyileştirmeler hayati önem taşımaktadır.

Küresel süreçte rekabet, sermaye birikimi ile teknolojik gelişmenin birlikte gelişimini gerektirmektedir. Bu birlikteliğin sonucunda ortaya çıkan ölçek ekonomileri ürün maliyetlerinin azalması ve kâr oranlarının artması olmak üzere iki temel sonuç ortaya çıkmaktadır. Bütünlüğün sağlanamaması halinde ise, kârlar azalmakta ve sermaye birikimi tıkanma noktasına gelmektedir. Bu nedenle rekabet süreci, öncelikle KOBİ'ler olmak üzere firmalar açısından kritik öneme sahiptir.
 
Sermaye birikimi ile teknolojik gelişme arasındaki karşılıklı bağımlılık ilişkisi, sektörlerin kendi dışındaki sanayi kollarında da teknolojik gelişmeye neden olarak ölçek ekonomisi yaratma şansı doğurmaktadır. Diğer taraftan da firmalar arasındaki büyüme oranlarının farklılaşmasına, dolayısıyla tekellerin oluşmasına neden olmaktadır. Her yeni teknikle birlikte girdilerin nitelikleri ve son kertede ürünün niteliği de değişmekte; bu da ölçek büyüklüklerinin ölçülmesini güçleştirmektedir.
 
Sermaye için zaman ve mekânın öneminin kalmadığı, üretimde kantite yerine kalitenin ön plana çıktığı, üretim ve işletme yönetim biçimlerinin esnekleştiği, şirketlerin birleşerek global aşamaya geçtiği bu süreç küçük üreticilerin büyük üreticiler karşısında mülksüzleşmesi ile sonuçlanmaktadır. Oysaki sistemde görülen, gerek tarım gerek sanayide olsun küçük üreticilerin yoğun miktarda bulunmasıdır. Yarattıkları istihdam ve katma değerle KOBİ'ler, vazgeçilmez bir önemi ortaya koymaktadırlar. Gelişmekte olan ülkelerde KOBİ'ler, çoğunlukla aile işletmeleri türünde olmakta ve ancak etkin kurumsallıkla uzun dönemde kalkınma için etkili bir rol oynamaktadır. Günümüzde maddi kaynakların yetersizliği, gelişmiş teknolojiyi kullanım kısıtlığı ve rekabet güçsüzlükleri nedeniyle KOBİ’ler ihracat sorunlarıyla karşı karşıya kalmaktadırlar.
 
Ülkemizde yıllardır süregelen yüksek enflasyon sürecinde bünyesi zayıflayan KOBİ'ler finansman, yönetim, üretim, teknoloji, ar-ge, pazarlama ve rekabet konularında ciddi denebilecek sıkıntılarla karşı karşıya gelmektedirler. KOBİ'ler küçük ölçekte olmaları nedeniyle düşük üretim hacimleriyle karşı karşıya kalırken büyük ölçekli üretimde giderlerin düşüklüğü verimli üretimi beraberinde getirerek üretim hacimleri büyümektedir. Küçük üreticilerin yüksek maliyetlerle üretmelerine karşın satışlarında mallarını piyasa fiyatlarında alıcılara arz etmeleri uzun dönemde küçük işletmeleri mali yönden çıkmaza sokmakta ve iflasa götürmektedir.
 
Teknoloji ve gelişen ticaret piyasasının varlığı sonucu KOBİ'lerde teknoloji kullanımı incelendiğinde, yatırımların oldukça az olduğu görülmektedir. Küçük üreticileri her ne kadar teknolojik yatırımlarını yapmak isteseler de, mali olanaklarının yetersizliği ve bunun sonucu yatırımın etkinsizleşmesi, verimsizliği de beraberinde getirmektedir. Bu da dış piyasalara nitelikli denebilecek belli bir kalite seviyesinin üstünde ürün sunmayı zorlaştıran en önemli unsurdur.
Büyük ölçekli üretimde giderlerin düşüklüğü ve gelişmiş teknoloji kullanılması daha verimli üretimi beraberinde getirmektedir. KOBİ'lerin ise finansman ve teknoloji eksikliklerine bir de büyük firmaların ihracat network’lerinin yoğun çalışması eklenince Türkiye'de KOBİ'lerin toplam işletmeler içindeki %99'luk payına karşın ihracat içindeki payını %10 ile sonuçlandırmaktadır.
 
Pazar araştırmalarına önem verilmemesi, tüketicilerin zevk ve tercihlerindeki değişmeleri kaçırmaları, bu değişikliklere ayak uydurmada da başarılı olmamaları özellikle uluslararası pazarlara açılma sürecinde KOBİ'lerin olumsuz yönde etkilenmelerine ve sonuçta başarısız olmalarına neden olmaktadır.
 
KOBİ'ler yerel pazarında geleneksel bir pazarlama anlayışı içinde, sorunlarla karşılaşmadan mal ve hizmetlerini satan bir firma konumundadırlar. Fakat dış pazarları da yerel pazarıyla aynı kategoriye koyduklarında, çeşitli zorluklarla karşılaşmaktadır.
 
KOBİ'lerin Türkiye'de sorunlarını çözerek ihracatta da verimliliklerini ve başarılarını sürdürülebilir kılmak için gereken yönlendirme, yönetim ve kontrol sistemlerinin uygulanması gerekmektedir. Ki bunu aslında tek bir kelimeyle de özetleyebiliriz: "Kurumsallaşma".
Kurumsal yönetim olgusu son yıllarda gerçekleştirilen birçok yerel ve uluslararası forumun konusu olmaya devam etmektedir. Bunun nedenleri arasında kurumsal yönetimin rekabet gücüne olan doğrudan etkisi, hissedarların çıkarları, çokuluslu şirketlerin artarak pazara girmesi ve bunun gibi birçok etken bulunmaktadır.
 
Günümüzde şirketler ve ortaklıklar, işçisinden memuruna, toplumda büyük bir sosyal topluluğu bünyelerinde barındırmaktadırlar. Toplumun önemli bir bölümünü oluşturan bu çalışan ve üreten kesim, şirketlerin, çağdaş koşullara uygun şekilde yönetilmemesinden dolayı olumsuz olarak etkilenmekte ve zarar görebilmektedir. Dünyada ve Türkiye’de geçmiş yıllarda yaşanan ekonomik ve mali krizlerin arkasında da yine kamu ve özel sektörün kurumsal yönetim politikalarının yetersiz oluşu yatmaktadır.
 
Değişimler karşısında girişimcilerin, içinde bulundukları siyasi ya da ekonomik örgütlerin kurumsal çerçevesini değiştirerek nasıl daha iyi işler yapabileceklerini belirlemeleri gerekmektedir. Türkiye’de bulunan KOBİ’lerin genellikle “aile şirketleri” türünde olmaları da aslında formel olmayan ve işlem maliyetlerinin düşük olduğu bir yapılanmayı göstermektedir. Şirket, ailenin geçmiş kuşaklarının özverisiyle yaratılan değerler sonucu oluşmaktadır. Bu tür yapılanmanın sonuçlarından biri, yaşanan ekonomik krizlerden çok fazla etkilenmeden faaliyetlerini devam ettirebilmeleri olmaktadır. Fakat bir diğer sonucu olan kurum kurallarının baskılayıcı mekanizması ile “aile içi sorunların” şirketlerin varlıklarını uzun süre devam ettirebilmelerini zorlaştırmalarıdır.
 
Şirketin belli kuralları, standartları ve prosedürlerinin olması yetki ve sorumlulukların dağıtılması, profesyonel bir yönetime geçilmesi uzun dönemde aile şirketlerinin ömürlerini uzatmakta ve verimliliğini de artırmaktadır. KOBİ’lerin karşılaştıkları sorunların aşılabilmesi, kurumsal yapının yeniden organizasyonunu gerektirmektedir. KOBİ’lerde yoğun olarak karşılaşılan kurumsal kültür sorunlarının giderilmesinde kurumsallaşma, ekonomik faaliyetlerin koordinasyonu, ekonomik verimliliği geliştirme kapasitesinde artışa yol açmaktadır. İşletmenin sistematik dönüşümü olarak da adlandırılan bu ifade uzun dönemde maddi kaynakların yetersizliği, gelişmiş teknolojiyi kullanım kısıtlığı ve rekabet güçsüzlüklerini de ortadan kaldırarak ihracatın arttırılabilmesi yolunda bir alternatif olarak karşımıza çıkmaktadır.
 
Kurumsal çözümlemeler; işletmelerin yaşadığı çevre koşullarını değiştirmekten, yeni koşullara adaptasyonu sağlayacak yaptırımlardan oluşabilir. KOBİ’lerin büyümelerini, birleşmelerini ve aralarında ortak yatırımlara girmelerini teşvik edecek yasal ve finansal araçların (kurumsallaşmaya ivme kazandıracak yaptırımlara dayalı yatırım ve vergi teşvikleri gibi) işletmeye yön verme, kaynak farklılaştırma, stratejik planlama yapmalarını sağlama, insan ve finansal sermayelerini zenginleştirme gibi faydalı sonuçları olacaktır. Bu sayede akraba kayırmacılığı, ahbap-çavuş ilişkisi yerine, kurumsallaşmayı öne çıkaran kültürel ve ekonomik bir dönüşüm gerçekleşecektir.
 
Rekabet bir yarıştır, bu yarış kimin daha iyi olduğunu ortaya çıkaran bir fonksiyona sahiptir. Rekabet gücü ise öncelikle bu yarışı sürdürebilmek, sonrasında da öne çakabilmek için sahip olunması gereken temel yetkinliktir. Bu nedenle KOBİ’lerin rekabetçiliğini artırmada en büyük engellerden birisi kurumsallaşmadır.
 
Rekabetin en üst noktaya ulaştığı günümüzde, organizasyonel anlamda rekabet gücü işletmelerin en önemli gündemi olmalıdır. Çünkü artık işletmelerin varlıklarını sürdürebilmeleri, doğrudan bu temel yetkinliklerine bağlıdır. Rekabet gücünün yaratılabilmesi için öncelikle kurumsal yönetime ulaşılması gerekmektedir. Dinamizm ve sürekli gelişimin en belirgin görünüm olduğu yeni küresel koşullarda organizasyonlar kendilerini sürekli yenilemeli ve performans arttırıcı başarı faktörleri üzerinde yoğunlaşmalıdırlar.
 

Dr. Selim Süleyman

Uzman Hakkında

Dr. Selim Süleyman
Girişimcilik

Sakarya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü’nden 2005 yılında mezun oldu. 2006 yılında İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde Uluslararası Ticaret Bölümü’nde yüksek lisansa başlayan Süleyman, 2007 yılında mezun oldu. 2008 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim dalında başladığı doktora eğitimini, “Merkez Bankası Para Politikalarının Kredi Kanalıyla İmalat Sanayi Sektöründe Faaliyet Gösteren KOBİ’lerin Bilançosuna Etkisi” konulu tez çalışması ile 2013 yılında tamamladı. Hâlihazırda çeşitli üniversitelerde iktisat, işletme ve yöneticilik konularında Yüksek Lisans dersleri veriyor.

2006 yılında İstanbul Ticaret Odası KOBİ Araştırma ve Geliştirme Şubesinde iş hayatına başlayan Süleyman, 2009 Aralık ayından 2013 Temmuz ayına kadar çalıştığı kurumda KOBİ Araştırma Servisi şefi olarak çalışmalarını sürdürdü. Bu süre zarfında 340 bin üyesi olan ve bu üyelerin % 99’unun KOBİ niteliğinde olan firmalarla ilgili eğitimlerde, projelerde bilgilendirme seminerleri ve araştırmalarda bulundu.

Tüm Uzmanlar
Uzmanın Diğer Makaleleri