Nesnelerin İnterneti ve Otomotiv Sektörü

Nesnelerin interneti; nesnelerin ve cihazların çevresindeki veriyi toplayıp bu veriyi diğer nesneler ile değiş tokuş edebilmesidir. Kısaca elektrikle çalışan ve internete erişimi olan kullandığımız televizyon, bulaşık makinesi, buzdolabı ve fırın gibi her türlü aracın çevresindeki verileri toplayıp internet üzerinden birbirleri ile konuşabilmeleridir. Bu durum ekonomide büyük bir değişimin kapısını araladı ve yepyeni bir geleceği önümüze serdi. Her tüketim kalıbının, her alışkanlığın veriye dökülmesine olanak tanıyan bir yapı doğal olarak buna yönelik bir büyüme eğilimi içinde oluyor. Buzdolabımıza aldığımız her türlü yiyecek ve içeceğin verisi diğer nesnelerle paylaşılacak. Hangi ürünü ne sıklıkla, hangi zaman aralığında ve ne kadar tükettiğimizin bilgisinin paylaşılması demek bu durum. Tüketicinin belirli periyotlarda tükettiği ürünün siparişinin kendisi düşünmek zorunda kalmadan evindeki buzdolabı tarafından verilmesi durumu… Bunlar tabii ki sadece kendi hayatımızdan verdiğimiz spesifik örnekler. Nesnelerin interneti üretim alanından hizmet alanına, tarladan markete, okullarımıza, finansal alandan sağlık alanına karşı ekonomik ve sosyal hayatımızın tüm alanları içinde kullanılabilecek örnekleri içinde barındıran bir kavram.

Statista adlı sitenin hazırladığı rapora göre nesnelerin interneti alanında dünya çapında yapılan yatırım tutarı 2020 yılında 749 milyar dolar. Bunun 2023 yılında 1,1 trilyon dolara çıkması bekleniyor. Nesnelerin interneti yatırımlarından elde edilen gelirin 2020 yılında 389,2 milyar dolar olduğu belirtiliyor, 2023 yılında ise 545 milyar dolara çıkması öngörülüyor. Raporda 2020 yılında en fazla gelirin birbirine bağlantılı araçlar üzerinden elde edildiği ifade ediliyor. Dünya çapında nesnelerin interneti platformunda hizmet veren tanınmış firma sayısı 2015 yılında 260 iken, 2019 yılında 620’ye çıkmış durumda. Bu da nesnelerin internetinin hayatımız içinde gün geçtikçe daha fazla yer edinmeye başladığının bir başka göstergesi.

Nesnelerin interneti teknolojisinin yaygınlaşmasına bağlı olarak etkilenen ve gelecekte daha fazla etkileneceği düşünülen diğer bir sektör ise otomobil sektörü. Otonom araçlar, sahip oldukları otomatik kontrol sistemleri sayesinde sürücüye ihtiyaç duymadan trafiği ve çevresini sensörleri ile algılayarak yolda seyredebilen araçlardır. Otonom araçlar radar, lider, GPS, odometri, bilgisayar görüşü gibi teknolojiler ve teknikler kullanarak çevresindeki nesneleri algılayabilirler. Artan otonom araç kullanımı sayesinde bir yerden bir yere gitmek isteyen kişilerin yaş haddi ve görme durumu gibi farklılık oluşturan unsurların ortadan kalkması, ehliyet gibi araç kullanma becerisini ölçen gereksinimlere daha fazla ihtiyaç duyulmaması umuluyor. Birbirleriyle yol ve trafik ile iletişim hâlinde olan araçların kaza sayılarını, trafik yoğunluğunu ve enerji kullanım oranlarını minimize etmeleri hedefleniyor.

Bununla birlikte bugünküne benzer araçlar üzerinden para karşılığı insan taşımacılığının daha serbestleştiği bir gelecekte araçların sahiplerine gelir getirmesi bekleniyor. Kişinin herhangi bir emek harcamadan sadece bir emir sinyali ile arabanın kullanılmadığı vakitlerde çalışabileceği bir yapıdan söz ediyoruz. Bu durumun ulaşım sektöründe çok ciddi şekilde şoförleri zorlayacağı düşünülüyor. Çünkü her teknolojik gelişme beraberinde geçmiş ekonomik yapının içinde kendine yer edinmiş iş gücünü atıl duruma çıkartan bir sonuca neden oluyor. Bu yapısal değişim karşısında iş gücünün o dönemin gereksinimi olan bilgi, beceri setine ulaşma hızı nispetinde sürecin maliyeti belirleniyor.

Statista’nın raporuna göre 2020 yılında küresel otonom araç pazarı 23,3 milyar dolar. Bu pazarın 2023 yılında 37,2 milyar dolara ulaşması hedefleniyor. Pazarın öncüsü ABD ve Batı ülkeleri. Ancak Güney Kore, Japonya gibi ülkelerin de çok ciddi yatırımları mevcut. Otonom araç piyasasına Asya ülkelerinin girişleriyle bu rakamların çok hızlı şekilde artması bekleniyor. Yollarda rastladığımız otonom araç sayısı 2020 yılında 35 milyon. Araçların 2024 yılında 54 milyonu geçmesi öngörülüyor. Bu durum, eski araçlara yönelik tasarlanmış yolların değiştirilmesi, trafik işaretlerinin ve levhalarının otonom araçlar ile iletişim kurabilecek yapıda tasarlanması anlamına geliyor ki bu da çok önemli bir enerji ve internet bağlantısı ihtiyacını ortaya çıkarıyor.

Her yenilik eski sistem içinde yeterli olan tamamlayıcı unsurları yetersiz hâle getirerek yeni ihtiyaçları için yeni bir ekosistem kuruyor; akıllı yollar, akıllı köprüler, kavşaklar ve yaya geçitleri gibi. 2030 yılında 58 milyon adet satış beklenen bir pazar ve bu araçlar için en uygun altyapının sağlanması gereken koskoca bir ekosistem. Bir anda otonom araçlara geçiş beklentisi çok naif bir beklenti olur ancak gün geçtikçe ve altyapı oluşturuldukça hızlanacak bir olgu. İlk aşamada sürecin daha çok seyir kontrolü/şerit merkezleme gibi özelliklere sahip arabaların yaygınlaşması ile gerçekleşmesi beklenirken, yavaş yavaş kısmi ve tam otomasyona yönelik taleplerin artması bekleniyor.

Otonom araçların en büyük gereksinimi olan nesnelerin interneti sensörlerinin pazar büyüklüğü 2019 yılında 12 milyar dolardı. 2025 yılında bu rakamın 43 milyar doları geçmesi bekleniyor. Nesnelerin interneti sektöründe yatırımı bulunan şirketlerin sensör üretiminde öncü olması, otonom araçlara yönelik altyapı hazırlıklarının Singapur, Avrupa ve Amerika gibi noktalarda gelişmiş, bağlantı hızlarının üst derecede bulunması, bu alandaki talebin ve talebe yönelik ortaya çıkan start-up firma sayısının bu noktalarda yoğunlaşmasına neden oluyor. Bahse konu durum, kendi alanlarında ilerleme gösteren firmaların önümüzdeki yıllarda piyasada tekel durumunda olmasının kaçınılmaz bir gerçek olduğu olgusu ile baş başa bırakıyor bizleri. Nesnelerin interneti teknolojisi, bu teknolojinin inovasyon ile belirli bir sektöre uygulanması, bu teknolojiye en aşina devletlerin firmalarının bu alanda öncü rolde ilerlemeleri, tekel gücünü ellerinde tutarak ekosistemi şekillendirmelerine yol açıyor. 

Uzman Hakkında

Dr. Selim Süleyman
Girişimcilik

Sakarya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü’nden 2005 yılında mezun oldu. 2006 yılında İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde Uluslararası Ticaret Bölümü’nde yüksek lisansa başlayan Süleyman, 2007 yılında mezun oldu. 2008 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim dalında başladığı doktora eğitimini, “Merkez Bankası Para Politikalarının Kredi Kanalıyla İmalat Sanayi Sektöründe Faaliyet Gösteren KOBİ’lerin Bilançosuna Etkisi” konulu tez çalışması ile 2013 yılında tamamladı. Hâlihazırda çeşitli üniversitelerde iktisat, işletme ve yöneticilik konularında Yüksek Lisans dersleri veriyor.

2006 yılında İstanbul Ticaret Odası KOBİ Araştırma ve Geliştirme Şubesinde iş hayatına başlayan Süleyman, 2009 Aralık ayından 2013 Temmuz ayına kadar çalıştığı kurumda KOBİ Araştırma Servisi şefi olarak çalışmalarını sürdürdü. Bu süre zarfında 340 bin üyesi olan ve bu üyelerin % 99’unun KOBİ niteliğinde olan firmalarla ilgili eğitimlerde, projelerde bilgilendirme seminerleri ve araştırmalarda bulundu.

Tüm Uzmanlar
Uzmanın Diğer Makaleleri